‘Gezi Rehberi’ Kategori Arşivi

Beyoğlu Belediyesi’nin, Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) ile ortaklaşa düzenlediği 5. Galata Moda Festivali, 9 – 13 Aralık 2009 tarihlerinde moda ve tasarım meraklılarını bir araya getiriyor.

GENÇ YETENEKLER KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR.

Beyoğlu’nun dokusuna tanık olmak isteyenlerin yeni rotası Galata’da en çok ilgi çeken organizasyon olan Galata Moda Festivali’nde, ünlü tasarımcıların yanı sıra genç yeteneklerin ürünleri de yer alacak. İnsanların birbirleriyle iletişim kurdukları, günümüzde unutulan alışveriş keyfini yaşatan Galata Moda’da modaseverler, ünlü tasarımcılarla da tanışma fırsatı yakalayabilecek.

GALATA MODA CANLI MÜZİKLE DAHA DA RENKLİ

Tarihi Galata Kulesi çevresinde kurulacak standlarda ziyaretçiler, tasarımcıların hem 2009-2010 Sonbahar-Kış koleksiyonlarını, hem de Galata Moda Festivali’ne özel hazırladıkları uygun fiyatlı koleksiyonlarını bulabilecekler. Bununla beraber festival alanında her gün canlı müzik yayını gerçekleştirilecek. Özel gruplar canlı performanslarını sergileyecek.

“BEYOĞLU BİR MİLANO OLMA YOLUNDA”

Festival ile ilgili Başkan Demircan : “Daha önce bu festivali 4 kez yaptık. Her seferinde ilgi daha da büyüdü. Bu durum bizim daha büyük düşünmemizi sağladı. Beyoğlu ileride Milano gibi bir “moda başkenti” olacaktır.” şeklinde konuştu.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve Moda Tasarımcıları Derneği Başkanı Bahar Korçan’ın katılımı ile gerçekleşecek basın toplantımızda ve açılışımızda siz değerli basın mensuplarının katılımından mutluluk duyacağız.

Festivalde yer alacak tasarımcılar şöyle:
Bahar Korçan, Arzu Kaprol, Hakan Yıldırım, Özlem Süer, Mehtap Elaidi, Cem Lokmanhekim, Gül Ağış, Gamze Saraçoğlu, Simay Bülbül, Bihter Aida Pekin, Özlem Kaya, Özgür Masur, Müge Ersin, Rana Canok, Berna Canok, Ayşe Deniz Yeğin, Çiğdem Akın, Öykü Thurston, Zeynep Erdoğan, Ümit Aybek, Aslı Güler, Nazlı Çetiner, Zeynep Tosun, Özlem Ahıakın, Beste Gürel, Yasemin Özeri, Zekiye Koçarslan.

Efendim Nişantaşı’nın saatleri vardır. Belli başlı saatleri… Sabah saatlerinde trafiğe rağmen kaldırımlar pek yoğun olmaz. Öğleden sonra çılgın kalabalık başlar ve ışıklarda beklerken yan taraftan “Buraya aklı olan gelmez!” gibi sözler işitirsiniz. Ha-Ha! Sen öyle san! Neyse konu dağılmasın. Akşam 5-6 sularında kalaballık ve trafik can sıkıcı boyutlara ulaşır, hele çevre okullar dağıldığında izleyin gürültüyü. En güzel saatleri 8-9 arasıdır. Hani kışın karanlığın çöktüğü, yazın yeni yeni havanın kararmaya başladığı. Sokaklar ne tenhadır ne kalabalık. Bir kaç açık dükkanın ışığı sönmeye hazırlık yapar ve artık arabalar da tek tüktür. Köpekler gezdirilir, komşularla selamlaşılır, bir de eve dönerken ya tekel bayiine ya da markete uğranır.

Cuma akşamları en sevdiğim akşamdır ama kalabalığı daha uzun sürer. Hele Maçka’dan Taksim’e çıkmak ölümdür. Cuma günleri Nişantaşı’nda, Nişantaşlılar arz-ı endam ederler. Bununla karşılaşmayan bu durumu anlayamaz. Peki nedir kimdir Nişantaşlı? Muhtemelen ailesinden 1-2 daire kalmıştır o muhitte, ailesi Osmanbey-Beyoğlu hattında ikamet eden eski İstanbullulardandır. Din, dil, mezhep bilmem, eski İstanbul işte. Nişantaşı’nın zevkleri onun için Beymen Café’de oturup “Geçen gün Beymen Café’deyken…” diye başlayan cümleler kurmak değildir. O özellikle henüz keşfedilip, içine edilmemiş mekanları tercih eder. Eyvah Nişantaşı’na gidiyoruz mantığıyla kahve içmeye bile giderken iki dirhem bir çekirdek giyinip geleni geçeni kesen değil, normal insan görüntüsündedir. Nişantaşı kadını katiyen kokoş değil, bakımlıdır. Her saçını sarıya boyatıp, kafasını solaryuma sokup Nişantaşı’nda zengin koca avına çıkana Nişantaşı Kadını benzetmesini yapan da saftır, o tipler ona müstehaktır, zaten o da Nişantaşı’na onları kesmeye geliyordur.

Neyse efendim, pazar günleriyse Nişantaşı bütün haftanın acısını çıkarırcasına sessiz ve sakindir. Sabah 9-12 arasında herkes gazete ekmek peşine düşer yollarda, eşofmanlarla, terliklerle. Kimisi bruncha gider, kimisi bruncha ‘gelir’. Fakat Nişantaşı alabildiğine sessiz ve sakindir. Bu sakinlikten pazar bunalımı bile yaşayabilirsiniz.

Efendim, sağlıklı yaşam, sigara içmemek iyidir elbette ama zaten içen insanlardan bahsedeceğim için sorun görmüyorum. Yani bu yazının amacı kimseyi sigaraya özendirmek değil. Hatta bilakis, içmeyi düşünüyorlarsa yol yakınken vazgeçsinler benim gibi madara olmasınlar.

Ben tiryaki olmasam da ailemde herkes tiryaki. Anneannemle yürüyüşe çıkalm dedik. Yazdan kalma bir gündü geçen Cumartesi günü. Nişantaşı yine hınca hınç kalabalık, insanlar oradan oraya koşuşturur vaziyette. Anneanne dediğime bakmayın siz, görseniz annem zannedersiniz. Hem atıştırmak hem de dinlenmek üzere Paul’de oturduk. Anneanne feci tiryaki, o yüzden mecburen ‘kaldırım’a konmuş masalardan birine iliştik. Kaldırım diyorum bildiğiniz yolun ortası. Çantamı nereye koyacağımı düşünürken sevimli garson arkadaş gelip bir iskemle yanaştırdı. Hayır çanta çalınsa içindekilere değil giden çantaya ağlarım. Derken anneanneyle bira patates keyfi yapmaya karar verdik. Buraya kadar bizim aile yaşantımız adına herşey normal. Anneannem bira patates ikilisine hayran, Pizza Hut’tan nefret eden,  İtalya’dan başka yerde pizza yenmez kaprisi yapan, arada pasajda dedemle iki tek atan, pek hoş bir hanımefendi. Biz ucundan tırtıklarken yanımızdan bir kız geçiyor ve bombayı patlatıyor, “Oha! Teyzeye bak bira patates yapıyor!”, bu tepki üzerine yorum yapma gereği bile duymuyorum. Anneannemin şimdiye kadar tanıdığım bütün arkadaşları böyle insanlar ama doğrudur o ilk defa karşılaşıyor olabilir, neyse.

Tam bir sigara yaktım arkama yaslanıcam yanımda 14-15 yaşlarında bir genç beliriyor, arkadaş adres soruyor! Ufak şoku atlatıp sorusunu yanıtlıyorum ve arkama yaslanır yaslanmaz üzerimde buluşan nazarlarla yüzleşiyorum. Her geçen yüzüme, sigarama, birama bakıyor, inanılmaz irrite olarak güneş gözlüğümü takıyorum. Ama ne fayda, bizim kaldırımlar o kadar geniş mi ki sen kaldırıma masa koyuyorsun? Bütün sokak sanki bizim masada, bizden biri. Ya bu sigara uygulamasına bir çözüm gelsin ya da insanlar bu ‘görmemişlik’ dürtülerinden biraz sıyrılsınlar. Yani ne olmuyormuş, La Fayette’in tasarımını City’s’e kopyalayıp kaldırıma iki masa atınca Paris olunmuyormuş. Kapiş?

Asmalımescit’te geçen sene açılan Leblon, ‘Issız Adam’ filminin setlerinden biri olunca popülerliği iyice arttı.

Leblon’un ardında senelerdir İstanbul’da gerçekleşen sanat festivallerinde ikramı üstlenen Roka Davet var. Dekorasyon tuğla örülü duvarlar, tavandan sarkan çıplak ampüller, açık renk boyalı veya sadece cilalı ahşap ağırlıklı sade eşyalarla modern bir çizgide. Bir içki barı, bir de gastronomi barı var. Burada onlarca çeşit peynir, ekmek ve şarküteri ürünü servis ediliyor. Tepedeki karatahtada çeşitler ve 20 gr’lık fiyatları yazılı. Sandviç veya peynir-et tabağı hazırlatırken o an canınızın çektiğinden istediğiniz kadar koyduruyorsunuz. Böylece 30 gr camembert uğruna 50 gr kaflar yemek zorunda kalmıyorsunuz. Özel makinelerde incecik dilimlenen salamlar, soğuk etler kesme tahtası üzerinde kuru meyveler ve grissini ile birlikte servis ediliyor. Ekmeklerin tümü Paul’den. Menü fazla zengin olmamakla birlikte tatmin edici, çünkü her damak tadına uygun, bıktırmayan yemekler var. Menüde başlangıçları burger ve sandviçler, makarnalar, salatalar ve ana yemekler takip ediyor. Porsiyonlar doyurucu, fiyatlar Asmalımescit ortalamasında. Bu arada merak edenler için ufak bir not: Konseptle pek alâkası olmasa da, ismi Rio’daki sevimli tatil kasabası ‘Leblon’dan geliyor.

Kanyon’da Caz havası 22 Kasım Pazar günü Fatih Erkoç & Kerem Görsev Trio ile esecek. Kanyon’un, ziyaretçilerini caz müziğinin ustaları ile buluşturduğu ve bir Pazar klasiği haline gelen Caz Havası etkinliği 12:00 – 14:00 saatleri arasında aktivite alanında gerçekleşiyor.

124_28

Yazının devamını okuyun »

Jardin De France: İstanbul’daki küçük Paris.

Tarabya’da 7000m2′lik bir alana kurulmuş,tarihi bir dokunun modern fırça darbeleri ile zenginleştirildiği rüya gibi bir yer.Yeşilin,Boğaz manzarası ile bütünleştiği,eşsiz görselliğiyle ön plana çıkan “Jardin de France” hayalinizdeki düğün ve özel davetler için ayrıcalıklı bir mekan olmayı hak ediyor.”Jardin de France”ın girişinde bulunan tarihi Champs-Elyses takının (Arc de Triomphe) benzeri olan kemer,aynı zamanda mekanın logosu olduğu için büyük önem taşıyor.Kemerin içinden mekana girerken kendinizi adeta “İstanbul’daki küçük Paris”te hissediyorsunuz.Sizi karşılayan nilüfer havuzu,ormanın muhteşem dokusu,sahne arkasındaki tarihi surlarla birlikte Jardin de France,büyüleyici bir atmosfer içinde misafirlerine hoş bir “Merhaba”diyor.

jardinMekan,iki ana bölümden oluşuyor.Kokteyl alanı,bar,oturma grupları,gece 24:00′den sonra kullanabileceğiniz kapalı dans pisti girişin sol kısmında;nikah platformu,700 kişiye hizmet verebilen oturmalı yemek alanı,sahne ise sağ kısımda yer alıyor.Mekana;orman içinden geçip taş yolda yürüyerek ya da özel kostümlü sürücü eşliğindeki görkemli bir Fransız faytonuyla girmek gelin ve damadın seçimine bırakılmış.

“Jardin De France”sadece düğünler değil aynı zamanda her türlü kurumsal etkinlikler,lancemanlar,şirket piknikleri ve organizasyonlar için de vazgeçilmez ve etkileyici bir atmosfere sahip.Şehir içinde bulunması,yoğun trafik hattından uzak konumu ile tüm misafirlerine ulaşım açısından da kolaylık sağlıyor.

ö

Yazının devamını okuyun »

Related Posts with Thumbnails